"Enter"a basıp içeriğe geçin

Düşünüyorum, o halde varım.

Dünya da insan nüfusunun tamamı düşünebiliyor. Fakat düşünebildiğini bilen kaç kişi var? Tahminlerime göre dünyanın yarısı düşünebildiğinin farkında değil. Yani dünyanın büyük bir bölümü başkalarının düşüncelerinin mandası altında. Özgürlük dediğimiz şey bir düşünceye sahip olmak ve onu sorgulayabilmektir esasen. Fakat dünya toplumunda insanlar daha neden o düşünceyi paylaştığını dahi sorgulamadan gelenekselcilik üzerinden kabul ederler.

Toplumsal bir yozlaşmışlık mı? Geleneksellikten gelen bir adet mi bilinmez. Fakat bu mantığın tamamen bir manda olduğu rahatlıkla anlaşılabilir. Etik dediğimiz şey isimlere göre değil, kendine göre geçerlidir. Yani bir konuda etik dediğimiz durum farklı isimlerde değişkenlik göstermez. Bu nedenle etiğin A yada B kişisinde farklı bir senaryosu olamaz. Hal böyleyken insanlar düşünceleri sorgulamadan nasıl kabul eder?

Her dine göre yaratıcı, insanlara irade vermiştir. Peki bu irade insan tarafından nasıl kullanılır?  Yani açıkcası demokrasi ve diğer özgürlüklerden öte, insanlar günlük hayatlarında dahi kendilerine dayatılan düşünceleri sorgulayamayacak kadar baskın yaşıyor.  Patron – çalışan & öğretmen – öğrenci & eşler ve diğer ilişkilerde insanlar herhangi bir düşünceyi mantıksal açıdan değerlendirmeden yalnızca isteyen kişiye, düşünceyi dayatan kişiye göre şekillendiriyor fikirlerini. “Öyle dediyse öyledir.” mantığı var.

 

Size karşı üretilen hiçbir düşünceyi sorgulamadan kabul etmeyin. Zira kabul ederseniz size bahşedilen düşünme yetisini israf etmiş olursunuz. Düşünceleri en iyi analiz etme yolu aslında kıyaslamalar ve örneklendirmelerdir. Toplumsal anlamda kıyaslamalar sevilmez çünkü yanlış kullanılır. İnsanlar kıyaslamayı düşünceleri yerine dilleri ile yaptığı için bu olumsuz etkiler bırakır diğer insanlarda. Olayları örneklendirmek ve benzer olaylarla aynı şartlar altında karşılaştırmak daima sizin için sonuç hakkında fikir edinmenize olanak sağlar. Bugün insanım diyebilmek için düşünüyor olabilmeniz gerekmekte. Zira düşünmediğiniz sürece iradesiz bir evcil hayvandan ötesi olamazsınız. Burada hayvanı hakaret olarak algılayanlara sözüm yok, onlar bu kısımda okumayı bırakabilir, kalan kısım için olay buradan sonra başlıyor.

Hayvan dediğinizde birileri üzülür, çünkü hayvanlar aslında hakaret sayılmaz canlıdırlar bizim gibi. Peki ayıran fark nedir? Düşünmek, beyin ve irade. Bunlar olmadan yönetilebilir bir hayvandan farkımız olur mu? Yani düşünmek bizi hayvanlardan ayıran tek şeyken neden başkalarının düşüncelerine sığınıp özgün fikirlerimizi üretmeyiz?

Mantıklı olmak gerek, her alanda sizin yerinize sizi temsil eden insanlar var. Peki bu insanların hal ve davranışlarını nasıl değerlendiriyoruz? Bir ekibi yöneten bir yöneticinin düşüncelerini kabul etmek yerine ekip olarak ona belirli koşullarda harmanlanmış fikirler sunmak daha az hata yaptırır. Çünkü 1 kişi, bir fikri sadece 1 kişilik değerlendirir. Fakat ekip halinde değerlendirdiğiniz zaman bu fikirler daha olgun, daha yetkin olur. Çünkü ekstra olan her insan farklı bir açıdan bakar ve farklı bir değer katar. Ayrıca, hatayı ekip halinde paylaşıp minimize etmek daha kolaydır.  Fakat toplumlar bunun yerine günah keçisi dediğimiz kavram ile tanışır. Karar mekanizmasında daha az görev alıp daha fazla konuşurlar. Aslında sorgusuz sualsiz kabul ettikleri düşünceler bir gün onlara zarar verince gelir akılları başına.

Zira bu sebeplerden ötürü de fikrinin arkasında duran 1 kişi daima suçlu olur. Kısaca günah keçisi. Düşünmek aynı zamanda sorumluluk almaktır fakat insanoğlunun en büyük sorunudur sorumluluk. İki farklı fikir var ise bu iki fikir etrafında kutuplaşıp sorumluluk duyup 3. fikri üretmezler. Hal böyleyken huzurlu bir mekanizma da kurulmuş olmaz. Çünkü düşünceleri savunmak daima düşünce üretmekten kolaydır.

 

İnsanın bir hayvan türü olmasını önleyen düşünme ve benzeri yetileri ne kadar kullanıyorsunuz? 🙂

 

İlk Yorumu Siz Yapın

    Bir cevap yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir